babaannemin evi, babaannemle 7 yaşına kadar yaşadığım ev. bizimkiler istanbula gelince babaanne yalnız kalmasın diye beni onun yanında bırakmışlar, babaannem büyüttü beni yani 3 yaşından sonra. sonra okul için geldim istanbula. beni götürdükleri gün dün gibi aklımda, kıyameti koparmıştım babaannemden ayrılmam diye. zaten annem gelmişti ilk önce, o götürememişti beni. heralde yaz ortası felandı annemin gelişi, nasılsa daha okulların açılmasına zaman var diye düşünmüş olsa gerek ki direnmeme dayanamamıştı. sonrasında babam geldi ve o becermişti sonunda...şu yeşillikte kışın amcamın benim için yaptığı kızakla kayardım, yazın ise yine benim için ağaçlardan yaptığı araba(kütüklerden tekerleri vardı, sopadan direksiyonu bile vardı) ile ordan aşağıya kadar inerdim.yapılışını hatırlarım o tekerlerin, amcam kesim motoruyla koca bir kütükten kesmişti onları düzgün bir şekilde. bütün gece suda bekletmemiz gerektiğini söylediğinde ne kadar da sabırsızlanmıştım ertesi gün için. yoksa çatlar kırılırmış çok çabuk, bekledim çaresiz. arabamı da kızağımı da başka çocuklara vermiş amcam ben gelince istanbula, keşke vermeseydi:( ya da iyiki vermiş beni çok eğlendirmişlerdi onları da eğlendirmişlerdir kesin...
o gördüğün yeşil alan çok önemli yaaa, bir keresinde elimde kazma inmiştim oraya, kazacam ben burayı diye. babaanne geldi yanıma napıyorsun dedi, hazine bulcam ben dedim define. güldü. artık kimden duyduysam bu hazine olayını, köyde vardı hazine peşinde koşan bir adam belki de ondan bahsedilirken duymuştum tam hatırlamıyorum.babaanne hiç bir şey demedi gitti, 5 dakka sonra sıkıldım bıraktım kazmayı:) bir keresinde de oraya ev yapcam dedim kendime tahtalardan. yaptım derme catma birşey hatta ama içinde ayağa kalkmayı bırak oturamıyordum bile, anca dümdüz yatabiliyordum:) ama çok huzurlu bir yerdi orası, şimdi oraya yattığım anda yaşadığım güven duygusunu hissedebiliyorum inanmazsın. aşağıdaki resimdeki samanlığa 100 metre kadar hafif bir eğimle bu yeşillikten gidiliyordu.babaannem samanı alırdı samanlıktan yukarı çıkarırdı sırtındaki küfeyle. ben de yanında giderdim korkardım evde tek başıma, bu yeşillikte yürürdük beraber. genelde karlı görüntüler var hafızamda.
bir horozumuz vardı adı da tacettindi,amcam vermişti bu ismi ona:) . bir keresinde onu bu yeşillikte kartal kapmıştı az ilerimizde. tam pençelerine almış yükseliyorduki, babaannem üstüne koştu bırak diye bağırarak, kartal ürktü heralde babaannemin sesindeki öfkeden bıraktı horozumuzu.
istanbula geldikten sonra lise yıllarımıza kadar yazları tüm kuzenler köyde toplanır,tüm yazı orada geçirirdik. bu bizim ulu çamımız, o görülen de samanlık. çamın önü dikkat ettiysen düzdür, biz orda sabahtan aksama kadar top oynardık, uzun eşşek oynardık, köpeklerimiz, buzağılarımız vardı onlarla oynardık; sonra da gider çamın dibinde oturur gölgelenirdik. benim buzağım daha doğrusu boğam vardı, Tosun. bütün diğer danaları yenerdi güreşlerde. aslında tosun tüm kuzenlerin boğasıydı, çok güçlü olduğundan herkes onu seçerdi, düşünüyorum da halbuki herkese yetecek kadar buzağımız vardı.saklambaç için samanlık mükemmel bir yerdi. o zamanlar bir amcam ve babaannem köydeydi yani samanlığın içi saman doluydu. samanların içine saklanırdım çoğunlukla ama korkarak çünkü yılan veya akrep çıkabilirdi samanların içinden.
liseden sonra neden mi gitmedim, gitmedik? çünkü büyüdük de ondan...
kayaaltı...
bizim çifte kumrular ...
evimiz ve hep beraber...
abim ve ömer yaylada mantar toplarken, ben maalesef üşüttüğüm için gidemedim bu sefer yaylaya:(Köyümüzden bazı manzaralar ...






köydeki evimizin kapısında...

bolu yakınlarında verdiğimiz sahur molasında ben,abim, ömer ve babam...

2 comments:
gerçekten çok güzel yerler ve güzel bi çocukluk... şanslı bi' insan olduğunu biliyorsun diil mi?:))
evet gaia hanım çok şanslı olduğumu düşünüyorum ve hissediyorum gerçekten:)
Post a Comment